Home Güncel Geçiş Sürecinin Kıskacında Suriye: Kurumsallaşmış Hesap Verebilirlik ile Yeniden Merkezileşme Arasında Yolsuzlukla...

Geçiş Sürecinin Kıskacında Suriye: Kurumsallaşmış Hesap Verebilirlik ile Yeniden Merkezileşme Arasında Yolsuzlukla Mücadele

Jack Jabbour

(Ekonomik araştırmacı Marco Olabi’nin “Syria in Figures” başlıklı çalışmasına dayanan karşılaştırmalı bir analiz)

2024 yılının sonlarında Esad rejiminin çöküşü, geçici bir siyasi değişimin ötesinde bir anlam taşıyordu; bu gelişme, özellikle savaş yıllarında derinleşen ve Suriye devletinin tüm katmanlarına sirayet etmiş onlarca yıllık yapısal yolsuzluk mirasıyla doğrudan bir yüzleşmeyi ifade ediyordu. Bugün “yolsuzlukla mücadele” gündemi, bir siyasi lüks olmaktan ziyade, yağmalanmış varlıkların geri kazanılması ve sarsılmış kamu güveninin yeniden tesis edilmesi açısından acil bir ekonomik zorunluluk olarak geçiş sürecinin merkezine yerleşmiş durumda. Ancak atılan adımlar yakından incelendiğinde, radikal reform yönünde samimi bir irade ile “dürüstlük” söylemi altında yeni bir otoriter modele geri kayma riski arasında gidip gelen karmaşık bir tablo ortaya çıkmaktadır.

Denetimin “Kişiselleştirilmesi”

Denetim kurumlarının yeni organizasyon yapısına bakıldığında, hem endişe verici hem de sorgulanması gereken temel bir değişim göze çarpmaktadır. Bu kurumların açık biçimde “kişiselleştirildiği”, yani doğrudan cumhurbaşkanlığı makamına bağlandığı görülmektedir. “Kara Para Aklama ve Terörün Finansmanı ile Mücadele Komisyonu” hariç olmak üzere, tüm temel denetim organları bulgularını ve kararlarını doğrudan yürütmenin en üst düzeyine rapor etmektedir.

Teorik olarak yasama organı (Halk Meclisi) ile bağlantısını sürdürmesi beklenen Merkezi Denetim ve Teftiş Kurumu dahi fiilen cumhurbaşkanlığına tabi hale gelmiştir. Bu durum, denetleyenleri denetleyebilecek gerçek anlamda bağımsız bir parlamentonun yokluğunun doğrudan bir sonucudur. 5 Ekim 2025’te şeklen gerçekleştirilen seçimlerle oluşturulan mevcut Suriye parlamentosu, Beşar Esad döneminin “onay makamı” niteliğindeki meclislerinin dahi gerisinde kalmaktadır. Bu aşırı merkezileşme ciddi bir ikilem yaratmaktadır: Bu yapı hassas bir dönemde hesap verebilirliği hızlandırmak için mi tasarlanmıştır, yoksa tüm güç ve veri araçlarını tek bir otoritenin elinde toplayan bir yönetim modelinin temelini mi atmaktadır? Bu yönde ilerlemek, “yolsuzlukla mücadele”yi kapsamlı bir kurumsal süreç olmaktan çıkararak seçici tasfiyeler için kullanılan siyasi bir araca dönüştürme riski taşımaktadır.

Pragmatizm mi, Siyasi Bir Haraç mı?

Siyasi geçişi takip eden aylarda benzeri görülmemiş bir soruşturma faaliyeti yaşanmış; binlerce dosya açılmış ve yüzlerce dosya yargıya intikal ettirilmiştir. Ancak bu sürecin belirleyici özelliği klasik kamuya açık yargılamalar olmamıştır. Bunun yerine, varlıkların geri kazanılmasında “mali uzlaşmalar” pragmatik bir araç olarak öne çıkmıştır. Buna karşın temel bir soru yanıtsız kalmaktadır: Bu paralar nereye gitmektedir? Kesin olan, kamu hazinesine yönelmediğidir.

Merkezi Mali Denetim Kurumu ve Gayrimeşru Servet Komitesi bu süreçte kilit rol oynamış; önde gelen ekonomik aktörler ve şirketlerle yapılan uzlaşmalar yoluyla yüz milyonlarca dolar değerinde varlığın geri kazanıldığını açıklamıştır. Bu kaynaklar teorik olarak tükenmiş bir hazineyi canlandırabilecek olsa da, varlıkların nasıl değerlendiği, müzakere süreçlerinin nasıl yürütüldüğü ve en önemlisi bu fonların nihai olarak nereye aktarıldığı ve nasıl dağıtıldığı konusunda ciddi bir belirsizlik söz konusudur. Bu “şeffaf olmayan uzlaşma sürecindeki” belirsizlik, geçiş dönemi adaleti olması gereken bir uygulamayı, tam hukuki meşruiyetten yoksun “siyasi mali yükümlülükler”e dönüştürmektedir.

13 No’lu Kararname İkilemi: Hukuk ve Gerçeklik

2025 tarihli 13 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan “Gayrimeşru Servet Komitesi”, hukuki metin ile uygulama arasındaki çelişkiyi açık biçimde ortaya koymaktadır. Hukuken (de jure), kararname komitenin yetkisini yalnızca serveti hukuka aykırı biçimde artmış kamu görevlileri ile sivil ve askerî personelle sınırlandırmaktadır.

Ancak fiiliyatta (de facto) odak noktası, eski rejimin finansal ayağını oluşturan özel sektör iş insanları olmuştur. Bu durum ciddi hukuki tartışmaları beraberinde getirmektedir: Komite, “esnek yorumlar” yoluyla yetki alanını özel sektöre genişletebilir mi? Yoksa bu tür zayıf bir hukuki zemine dayanmak, ileride elde edilen tüm varlıkların meşruiyetinin sorgulanmasına mı yol açacaktır? Yerleşik hukuki çerçeveleri aşan yolsuzlukla mücadele çabaları, Suriye’nin acilen ihtiyaç duyduğu uluslararası güveni ve yatırımcı ilgisini zedeleme riski taşımaktadır.

Reaktif Müdahale mi, Önleyici Yaklaşım mı?

Mevcut süreçte göz ardı edilen temel unsurlardan biri “önleme”dir. Kara para aklama ve terörün finansmanı ile mücadeleye yönelik kurumsal çerçeve hâlâ eksik ve etkisizdir. Bu nedenle yeni Suriye devleti hâlâ yangın çıktıktan sonra müdahale eden bir “itfaiyeci” rolünü üstlenmekte; yolsuzluk ortaya çıktıktan sonra müdahale etmekte, oysa dijital şeffaflık, yargı bağımsızlığı ve finansal verilerin serbestleştirilmesi yoluyla yolsuzluk odaklarının en baştan oluşmasını engelleyecek bir sistem kuramamaktadır.

Sonuç: Yol Ayrımındaki Suriye

Suriye bugün yalnızca “yolsuz bireyler”le mücadele etmemekte; aynı zamanda bir “dürüstlük sistemi” inşa etme mücadelesi vermektedir. Aşırı merkezileşme ve şeffaf olmayan uzlaşmalara dayanan mevcut yaklaşım kısa vadede mali kazanımlar sağlayabilir; ancak uzun vadede “reform” söylemi altında otoriter bir yapının yeniden üretilmesi riskini barındırmaktadır.

Yeni yönetimin önündeki tercih açıktır: ya güçler ayrılığını tesis ederek yargıyı, parlamentoyu ve sivil toplumu güçlendiren gerçek bir kurumsallaşma sürecine yönelmek ya da yolsuzlukla mücadelenin güç yoğunlaştırma ve hesaplaşma aracı olarak kullanıldığı bir kısır döngü içinde kalmak. Gerçek başarı, geri kazanılan milyonlarla değil; Suriye vatandaşının kurumlarına duyduğu güven düzeyi ve hukukun istisnasız herkesin üzerinde ne ölçüde üstün olduğu ile ölçülecektir.

(Bu yazı, dergimizin İngilizce web sayfasında yayımlanan metnin Türkçe çevirisidir.)

Exit mobile version