Refika Selim
“Kadınlar özgürleşmeden toplum özgürleşemez.”
Clara Zetkin
Alevi tarihi büyük ölçüde katliamların ve baskıların tarihidir. Dolayısıyla Suriye’de Aralık 2024’ten beri süregelen ve 7 Mart 2025 tarihinde en kanlı aşamasına ulaşan Alevi katliamı ne ilk ne de istisnai bir olaydır. Tarih boyunca farklı coğrafyalarda tekrar eden bu şiddet döngüsü, Alevi toplumunun hafızasında derin izler bırakmıştır. Ancak Alevi tarihi yalnızca acıların tarihi değildir; aynı zamanda direnişlerin, yeniden doğuşların ve toplumsal dönüşümlerin de tarihidir.
Bu katliamın son katliam olması bizim elimizdedir; vereceğimiz mücadeleye bağlıdır.
Savaşın En Ağır Bedelini Kadınlar Ödüyor
Son yıllarda Orta Doğu’da yaşanan savaşlar ve mezhepsel çatışmalar bölge halklarını derinden sarsmıştır. Bu şiddetin en ağır yükünü ise çoğu zaman kadınlar taşımıştır. Kadınlar kaçırılmış, köleleştirilmiş, cinsel şiddete maruz bırakılmış ve çeşitli yöntemlerle kimliklerinden koparılmaya çalışılmıştır. Savaşın ve fanatizmin yarattığı bu ortamda kadın bedeni çoğu zaman doğrudan bir savaş alanına dönüştürülmüştür.
Ne var ki tarih, kadınların yalnızca mağdur olmadığını; aynı zamanda direnişin en güçlü öznesi olabildiğini de göstermektedir. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün ortaya çıkışına öncülük eden Klara Zetkin ve yoldaşlarının mücadelesi bize göstermiştir ki kadınlar örgütlenip güçlerini birleştirdiğinde yalnızca kendi hakları için değil, toplumların dönüşümü için de belirleyici bir rol üstlenirler.
Arap Alevi Kadınlarının Konumu
Bugün Arap Alevi kadınlarının karşı karşıya bulunduğu durum, bu tarihsel bağlam içinde değerlendirilmelidir. Arap Alevi kadınları Orta Doğu’nun birçok toplumuna kıyasla daha özgür ve eşit bir toplumsal konuma sahiptir.
Arap Aleviliğinde kadınların konumu tarihsel olarak görece eşitlikçi bir toplumsal anlayışa dayanmaktadır. Miras hakkı, aile içindeki karar süreçlerine katılım ve toplumsal yaşamda görünürlük gibi alanlarda Arap Alevi kadınları uzun zamandır önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle Arap Alevi kadınları, Orta Doğu’dan Uzak Doğu’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşayan birçok kadın topluluğuna kıyasla daha özgür bir toplumsal konuma sahiptir.
Toplumda eşit haklara sahip olmaları, eğitimli olmaları, toplumsal yaşamda aktif rol üstlenmeleri ve aile yapısı içinde belirleyici bir konuma sahip olmaları, bu kadınları bölgedeki pek çok kadın topluluğundan ayırmakta ve daha ayrıcalıklı bir konuma taşımaktadır.
Ancak bu toplumsal konum politik alanda aynı ölçüde bir örgütlülüğe dönüşmemiştir. Uzun yıllar boyunca var olan görece güvenli alan, birçok kadının politik örgütlenme ihtiyacını geri plana itmiştir.
Bu tablonun neden böyle oluştuğu ise tek bir cümleyle geçiştirilemeyecek kadar kapsamlıdır. Arap Alevi kadınlarının politik alanda yeterince görünür ve örgütlü olmamasının tarihsel, kültürel ve psikososyal nedenleri ayrı ve kapsamlı bir analitik incelemeyi gerektirir. Bu metin, o nedenleri ayrıntılı biçimde tartışmak için değil; Suriye’deki katliamın açığa çıkardığı kırılmayı ve bunun kadınlar açısından yarattığı yeni eşiği görünür kılmak için kaleme alınmıştır. Bu konuya ayrıca ve daha kapsamlı bir çalışmada değinilecektir.
Yeni Bir Eşik
Suriye’de yaşanan katliamlar bu durumun artık böyle devam edemeyeceğini açık biçimde ortaya koymuştur. Eğitimli Alevi kadınların özellikle hedef alınması, kaçırılmaları, öldürülmeleri ve sistematik şiddete maruz bırakılmaları, kadınların sadece eğitimli olmakla kendilerini savunamayacağını göstermiş; kendi varlıklarını savunabilecek örgütlü yapılara duyduğu ihtiyacı acı biçimde hatırlatmıştır.
Bugün Arap Alevi kadınları için yeni bir tarihsel eşik ortaya çıkmaktadır. Artık sahip olunan sınırlı ayrıcalıklarla yetinmek yerine, inançlarını, çocuklarını ve geleceklerini savunabilecek örgütlü bir güç oluşturma ihtiyacı giderek daha açık biçimde dile getirilmektedir.
Bu süreçte bölgede uzun yıllardır hem cinsiyetçi baskıya hem de ulusal baskıya karşı mücadele eden Kürt kadın hareketi önemli bir deneyim sunmaktadır. Kürt kadınlarının geliştirdiği örgütlenme biçimleri ve mücadele pratikleri bugün Orta Doğu’daki birçok kadın için ilham kaynağı hâline gelmiştir.
Ayrıca Türkiye Alevi hareketi, 1993 Sivas Katliamı’nın hemen akabinde kendi bağımsız örgütlülüğünü kurmuş; onun bünyesinde kadınlar her alanda verilen hak mücadelesinin her aşamasında var olmuşlardır.
Küllerden Doğan Bir Hareket
Suriye’de yaşanan büyük yıkımın ortasında bu karanlık tablonun içinden yeni bir umut filizlenmektedir. Arap Alevi kadınları bu tarihsel süreçte kendi örgütlenmelerini kurma ve bölgedeki diğer halkların kadınlarıyla birlikte mücadele etme yönünde önemli adımlar atmaktadır. Arap Alevi kadınları artık yalnızca tarihin mağdurları olarak kalmak istemiyor; kendi kaderlerini belirleyen öznelere dönüşmek istiyor.
Çünkü kadınlar ayağa kalktığında tarih değişir.
Bugün dünya kadınları 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlarken, geçen 7 Mart 2025’te katledilen tüm Can’ları acıyla anıyor; Arap Alevi kadınlarının ve tüm dünya kadınlarının savaşsız ve katliamsız bir dünya uğruna verdikleri mücadeleyi selamlıyorum.
