Mustafa Kemal Ersöz
John Leshiba Moshoeu
Cansever
Ve Erasmus’a
Bu denize bakılabilecek her yerden baktım, dedi Musab.
Bunu sol omzunda çürümüş bir ağrıyla söyledi.
İnanmazsınız belki de konduramazsınız
Ama bu deniz boydan boya Arap.
Bu denizin suhuletinde ud taksimi, kıblesinde kanun peşrevi
Hatta Allah ilk defa burada hayal edildi bir insan tarafından
Hatta Musa Nebi, İsa Mesih
Hatta Resul- u Ekrem burada buldu rabbini!
Musab, o da öyle ne bulduysa burada buldu.
Burada söylendi daha önce hiç söylenmemiş sözler…
Yine burada vadedildi mut ile umut!
Ardı-sıra
Bin muharrik ve dalalet burada menedildi
Elbette buradan başladı sürgün
Tam olarak burada bu kusursuz bu mavi göğün altında
Beyaz ve gri bulutların gölgesinde
Velut, ebedi beyazın tayfından saçılan en sıcak mavilerin, en soğuk kırmızıların cömert Burhanının karşında acz ile meftun Musab, birkaç iyi on yıl yaşadı. Şansı varsa birkaç iyi yıl Daha yaşayacak ve belki birkaç iyi yıl daha…
Burada bu portakal ve turunç ağaçların altında önceleri her şey ilk kez yaşandığı için güzeldi
Artık belki de son defa yaşanıyor olabileceği için güzel.
Burada yangını yangınla söndürdüler.
Kesildi konşimentolar, navlunlar, maktu alındılar
Ciro edildi bereket, rızık ve rahmet…
Burada verildi kırım emri, ölüm buyruğu burada uygulandı.
Söndü Musab’ın çılgın cevheri…
Sıfatlar, zarflarla boğuldu Musab’ın deli alevi bizzat Musab keyfiyetiyle
Ama yine burada tüm mümkünlerin kıyısından taşındı akik, frenk üzümü, satsuma mandarin, şakayık, tülden zarif ipekler, türlü çeşit rayihadan baharatlar, zeytunu hadra ve afyon…
Burada tanıştı beriki yedi kat ötekiyle
Musab da burada tanıştı en muteber tanışlarla, en nadide kimselerle
Sarıldı, öpüldü, burada alındı avcu bir avuca
Burada daldı en müstesna dizlerde sükunete;
Böyle büyüdü Musab
Ve artık evvel zaman hülyasında bu aden deryanın
Bir kıyısı Karanfil’de Tunalı’da Yüksel’de
Bir kıyısı Diyadin’de
Bir sahili Maltepe’de
Nevit Kodallı’da
Şükür ki hala yükselen, durulan dalgaların kabaran köpüğünde
Ve hatırlayış bahçelerinde yaşıyor!
Her saniye parıldayışlarla
Minnet, şükran ve selametle!
Gel-Gelelim,
Musab’ın büyük hüsranının, derin yanılgılarının dinmek bilmez uğultusu
Geceleri bu denizin azametli uğultusuna karıştı.
O uğultuda işitti ve inandı: inne me’a l-‘usri yüsra.
Evet! İnne me’a l-‘usri yüsra
Şehadet olsun üzüme ve zeytine
Burada üst üste, rastgele yığılıp birikmiş taşların arasında buldu.
Musab, bu yaşamakta bulunabilecek ne varsa
Siz görseniz öylece geçerdiniz
Öyle ehemmiyetsiz, hususiyetiz, alelade
Taşlar içinde herhangi bir taş deyip geçerdiniz de
O taşların arasında buldu Musab,
Bezm-i hikmeti, firaz-ı manayı, hemraz-ı muazezi
Ve o taşların nezahetinden, nezaketinden, sahavetinden, muhabbetinden, şefkatinden, sohbetinden, yergisinden, övgüsünden, hiddetinden, kıymetinden ve nihayet kıyametinden
Biraz da kendi nefs-i zilletinden, şüphesiz rezaletinden
Yontuldu Musab!
Burada, bu denizin bile ittiği
Biçimsiz, ahenksiz, münasebetsiz
Bir uğultulu nemrut baş olarak!
Heyhat
Artık ancak bir uğultudan ibarettir Musab, bu deniz yamacında
Bir sukut-u hayal, boşa harcanmış bir zaman!
Kambur duran bir ünlem! Yitirilmiş bir tereke!
Ve artık gaiptir diyebilirsiniz!
Bu hakkınız var!
Bunu diyebilirsiniz zira artık düşünüldüğünde bile yoktur Musab!
Çağrılamaz!
Hamdolsun ki dinmiştir
Kasıklarındaki uğursuz kriz!
Tüm o hengameden
Kala kala duyulmasa da olacak
İniltiyi anımsatan beyhude bir sızlanma kaldı
Çoktan elden düşme birkaç ümitle değiş-tokuş edilmiş hatıradan geriye
Ne de olsa insan sürgündür bu dünyaya
Her sürgün affedilmeyi ya da unutulmayı umar ve önünde sonunda geri dönebilmeyi
Hiç kimse tarafından hiçbir kere çağırılmamış olsa bile
Lebbeyk ya bahr, lebbeyk ya leyl, lebbeyk ya sükût, lebbeyk ya mevt diyerek
Musab da dönecek
Sapsarı bir cumartesi sabahı, belki sabaha karşı saat dörtte
Ama bu deniz burada olacak!
Güneş hep şarkından doğacak, ufkundan batacak
Bir annenin ayakları suya değecek, Cim-bom formalı bir oğlan ilk kez yüzecek
Bir baba karpuz dilimleyecek, bir kız kolluklarını giyecek
Bir adam geçim sıkıntısı çekecek, yoldan bordo gül bir araba geçecek
Çok güzel bir kadın çok soğuk bir bira içecek
Firavun ölecek!
Harp bitecek!
Musab çoktan gitmiş olacak
Ne gam ne de esef
Bir Musab yine doğacak, denize açılan tünelden çıkıp gelecek
O merdivenin başında yine oturacak
Bir şiir düşünecek
Bunca dert edinmeyecek
Kendini bu kadar üzmeyecek
Hepinize hüsnü niyetle tebessüm edecek
Ve bu üst üste yığılmış taşların altında kendisi için gizlenmiş bir dal sigara bulacak
Bir de bir şarkı güzel mi güzel…
‘’Al-leylu ya Leyla yu‘âtibuni wa-yaqûle li sallim ‘ala Leyla
Al-ḥubbu la tahlu nasâ’imuhu illa iza ğanna l-hawa Leyla’’
Mart 2026
