Hasan Sivri
Suriye’de, El-Kaide kalıntısı Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) yönetiminin üzerinden bir yılı aşkın süre geçerken, Alevilere ve Dürzilere yönelik gerçekleştirilen soykırım ve katliamlardan sonra Hıristiyanlar hedefe konmuş durumda. Hristiyan topluluklarına yönelik sistematik baskı ve şiddet, sessiz sedasız ilerleyen İsrail işgali ile eşzamanlı sürüyor.
HTŞ destekli silahlı cihatçılar, 27 mart cuma günü akşamı Sukaylabiyya beldesini bastı ve merkezde bulunan Meryem Ana heykelini kurşuna dizdi; çevredeki dükkanları yağmaladı. Esas hedef, alkollü içecek satan mekanlardı. Heykele ateş açılması, IŞİD’in zamanında gerçekleştirdiği heykel parçalama eylemlerini anımsatıyordu. Bölgede daha önce bir kilise de ateşe verilmişti.
Bu saldırı, aslında günün başından beri süren gergin atmosferin kaçınılmaz bir ürünüydü. HTŞ ve tabanı, o gün laiklik karşıtı sloganlar ve “kendilerinden olmayan” toplulukları hedef alan nefret söylemiyle sokaklardaydı. Bölge, ABD ve İsrail saldırılarıyla ateş altındayken El-Kaide kökenli bu yapının gündemi “içki içen Hristiyanlar”dı. Şam’da alkol satışı ile ilgili yasaklara gelen yoğun tepkilerden sonra geri adım atılacağına yönelik verilen sinyal, bu sefer HTŞ tabanında ve destekçilerinde tepki doğurdu. HTŞ kitlesi sokaklara çıkarak “Halk şeriatın tatbik edilmesini istiyor” gibi sloganların yanında laiklik karşıtı sloganlar attı.
Saldırılar münferit değildi. Colani ve ekibi, alkol yasaklarıyla başlayan ve Hristiyanları “içkici sarhoşlar” olarak etiketleyen şeytanlaştırma sürecinin ardından Hristiyan mahallelerindeki alkollü mekanlara yönelik operasyonları bizzat organize etmişti. Bölgesel ve uluslararası güçlerle işbirliğini güçlendirmek ve ekonomik destekler için ılımlı bir tablo çizmeye çalışan Colani, bunun yanında Suriye içinde -El-Kaide tedrisatından geçmiş olmanın gereği- ülkeyi karanlığa boğma girişimlerine devam ediyor.
Hristiyanlar Sokaklara Döküldü, Paskalya Kutlamaları Sınırlandırıldı
Hama saldırısının hemen ardından Hristiyanlar sokaklara çıktı. “Özgürlüğümüze ve kutsallarımıza saldırmayın” ve “Anayasal haklarımızdan vazgeçmeyiz” pankartlarını taşıyan göstericiler, Colani’nin medya ekiplerini alandan kovdu. Pogrom girişiminin ardından Şam’daki Rum Ortodoks Patrikhanesi önünde de kitleler toplanmaya başladı, sloganları netti: “İki çözümün var: Haç ve silah!”
Saldırılar bununla sınırlı kalmadı. Şam’da yaşlı bir Hristiyan adamın dükkanına giren HTŞ’liler içki şişelerini kırarak mekânı tahrip etti. Yaşlı adam çaresizce izlemekten başka bir şey yapamadı.
HTŞ’nin iktidara gelişinin üzerinden bir yıl geçmeden Suriye’deki Hristiyan topluluklar tarihte görülmemiş bir kararla yüzleşmek zorunda kaldı: Paskalya kutlamalarında sokağa çıkılamaz oldu.
Antakya ve Tüm Doğu Melkit Grek Katolik Patrikhanesi, Şam’daki cemaatine tarihi bir açıklama yaptı. Patrik Yusuf Absi’nin kaleme aldığı duyuruda şu ifadeler yer aldı:
“Kurtuluş Çilesi Haftası’nın eşiğinde olduğumuz bu günlerde, mevcut teşvik edici olmayan şartlar göz önüne alınarak; diğer kiliselerle koordinasyon ve mutabakat içerisinde, bu yılki (2026) Paskalya kutlamalarının sadece kiliseler içindeki dualarla sınırlandırılmasına karar verilmiştir.”

Suriye’deki Hristiyanlar, yıllarca süren iç savaş döneminde bile Paskalya ve diğer kutlamalarını özgürce sokakta yapabilmişti. Şimdi dua ile yetinmek zorunda kalıyorlar. 8 Aralık 2024 sonrasında Suriye’ye giderek sahalardan “Bunlar IŞİD gibi değil, heykel yıkmıyorlar, özgürlük geldi” diyen “gazetecilerin” sessizliği ise dikkat çekiyor.
Suriye’de tablo yalnızca Hristiyanlara yönelik baskıyla sınırlı değil. Halep’ten Dera’ya kadar halk isyan içerisinde. HTŞ’nin iktidara gelmesiyle birlikte her şeye uygulanan ağır zamlar, ekonomik koşulları daha da içinden çıkılmaz hale getirdi. Selefi ve ihvancı yapılar devlet kurumlarını sistematik biçimde yağmaladı. Bir vatandaşın kendini asmaya kalkışması, umutsuzluğun boyutunu gözler önüne seriyor.
Güney Suriye’de “Sessiz” İlhak: İsrail İlerlerken Colani Sessiz
Suriye içi kaosun gölgesinde, güney sınırında başka bir tablo şekilleniyor. İsrail, Şam’ın yalnızca 50-60 kilometre uzağında bayrak dikiyor, Suriye topraklarını işgal ediyor ve Suriyelileri aşağılıyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, konu ile ilgili bir rapor yayınladı. Rapor özetle şu noktalara dikkat çekiyor:
Mart 2026 başından itibaren Suriye’nin güney sınırı, İsrail ordusunun klasik hava saldırılarından “sistematik kara sızmaları” ve “toprak kemirme” aşamasına geçtiği bir sürece tanık olmaktadır. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), bu kısa sürede en az 63 ihlal vakası belgelediğini duyurdu.
1. Operasyonel Değişim ve Stratejik Hedefler
İsrail güçleri, ateşkes hatlarını (1974 anlaşması) sistematik olarak ihlal ederek sınırın 500 metre ile 2 kilometre derinliklerine kadar sızmaktadır. Bu sızmaların temel amacı; yeni gözlem noktaları kurmak, sınır çitlerini ileri taşımak ve bölgede fiili bir “tampon bölge” oluşturmaktır. Bu süreçte tarihi binalar (Hasan bin Heysem Lisesi gibi) yıkılmakta ve stratejik tepelere İsrail bayrakları dikilmektedir.
2. Sivillere Yönelik İhlaller ve Gözaltılar
Operasyonların en dikkat çekici ve insani boyutu, sivil halka yönelik sistematik yıldırma politikasıdır:
- Çocuklar ve Çobanlar: Gözaltına alınanların büyük çoğunluğunu sınır hattında hayvan otlatan çobanlar ve küçük yaştaki çocuklar oluşturmaktadır. Mart ayı boyunca onlarca çocuk (özellikle Kudna, El-Aşe ve El-Asbah köylerinden) işgal altındaki topraklara kaçırılmış, bir kısmı sorgu sonrası serbest bırakılmış, bir kısmının akıbeti ise belirsizliğini korumaktadır.
- Baskınlar ve Sorgular: Cebata el-Haşab, Cemle ve Vadi el-Rakkad gibi yerleşim yerlerinde ev baskınları düzenlenmiş, yerel gazeteciler ve yaşlılar saha sorgularına tabi tutulmuştur.
- Düğün Konvoyuna Müdahale: Müşeyrife ve Ümmü Azam köyleri arasında bir düğün konvoyunun durdurulup havaya ateş açılması, halk üzerindeki baskının boyutunu göstermektedir.
3. Askeri Hareketlilik ve Top Atışları
- Zırhlı Birlikler: 4 ila 24 araçtan oluşan zırhlı konvoylar sık sık köylere girerek geçici kontrol noktaları kurmaktadır.
- Topçu Atışları: Tel el-Ahmer mevkisi gibi noktalara düşen top mermileri, tarım faaliyetlerini durma noktasına getirmiş ve halk arasında büyük paniğe yol açmıştır.
- Hava ve Drone Faaliyetleri: Savaş uçaklarının yanı sıra, dronlar sivil yerleşim yerlerinin üzerinde alçak uçuş yaparak istihbarat toplamakta ve psikolojik baskı kurmaktadır.
4. Bölgesel Durum ve Tepkiler
İsrail, bu saldırıların bir kısmını (örneğin 175. Alay’a yapılan saldırı) bölgedeki Dürzi azınlığı korumak veya İran destekli grupların altyapısını deşifre etmek gibi gerekçelerle savunmaktadır. Buna karşılık, bölgedeki HTŞ güçlerinin sessizliği ve uluslararası toplumun tepkisizliği, İsrail’in “fiili durum” yaratma politikasını kolaylaştırıyor.
Sonuç olarak: Güney Suriye, sivillerin meralarından koparıldığı, çocukların kaçırıldığı ve sınır hatlarının tek taraflı olarak değiştirildiği bir “açık operasyon alanı” haline gelmiştir.