HTŞ Zindanlarında Bir Çocuk: Hayatta Kalma ve Onur Mücadelesi
Yazar: Rachel Ghannoum
Suriye’deki acıların tam kalbinde, ölüm ve yıkımın her yanı sardığı bir coğrafyada; derin keder ve büyük bir direnç barındıran trajik hikâyeler yükseliyor. Henüz 16 yaşındayken cihatçılar tarafından kaçırılan bir genç kızın hikâyesi, hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir insanlık dramını anlatırken, silahlı çatışmalarda sivillerin maruz kaldığı ihlallerin boyutunu da gözler önüne seriyor.
Hayatı tek başına keşfetmeye henüz başlamış olan bu çocuk, şiddetin en korkunç biçimlerinin kurbanı oldu. Kimliğinin gizli kalmasını tercih eden genç kızın anlattıklarına göre; kendisini kaçıranlar ona zorla uyku hapları vermiş, ardından bedeni onu vahşice istismar eden “insansı canavarlara” teslim edilmişti. Günler geçtikçe, ruhunu kırmaya çalışan bu suçluların esiri haline geldi. Ancak tüm acılara rağmen hayal kurma, yaşama ve “insan kalma” yetisini asla kaybetmedi.
Bu çocuk için sessiz kalıp acısının son bulmasını beklemekten başka seçenek yoktu. Ancak o sırada, istenen fidyeyi toplamak için uğraşan fedailerin, onun insani değeri üzerine konuşmaya başladıklarından habersizdi. Nihayetinde, geçim derdindeki yoksul ailesi için çok büyük bir miktar olan 2500 dolar karşılığında serbest bırakıldı.
Fakat genç kızın zihnini kurcalayan asıl sorular yakıcıydı: “Yaşananlardan sonra hayata nasıl devam edebilirim? Ailemin yüzüne nasıl bakarım?” Bu zor anlarda, yaşına ağır gelen sorulara yanıt aramaya çalışıyordu. Kürtaj talebinde bulunmayı reddetmesine rağmen, Suriye toplumunun acı bir gerçeğiyle de karşı karşıyaydı: Suriye’de kürtaj, tecavüz vakalarında bile yasal değildir.
“O benim çocuğum, cezalandırılacak ne yaptı?”
Bu hikâye, çocukların ve kadınların en korkunç ihlallere maruz kaldığı Suriye’deki tek örnek değil. Bu genç kız, çatışan güçlerin kontrolü altında, haklarının tanınmadığı bir toplumda yaşıyor. Bu acı dolu hikâye, sesini duyamadığımız yüzlerce hikâyeden sadece biri olarak sürüp gidiyor.
Kaçırılan Alevi kadınların sayısının 220’ye ulaştığı biliniyor; bu kadınların bir kısmı hapishanelerden hasta olarak çıktı, bir kısmı hamile kaldı, bir kısmı ise canına kıyarak intiharı seçti.
Ancak her hikâyenin kalbinde, insan iradesi en karanlık koşullarda bile kırılmayan tek silah olarak kalmaya devam ediyor.
Bu tür trajedilere ışık tutmak büyük önem taşıyor; çünkü bunlar sadece birer istatistik değil, bütünlüğü bozulmuş hayatlar ve ayaklar altına alınmış insanlık onurudur. Suriye sadece savaşlardan ibaret değildir; acıya rağmen ayakta kalan kalplerin harmanlandığı bir yerdir.













