Home Güncel “Hidayet” Perdesinin Arkası: Suriye’nin Sahilinde Kaçırılan Kadınlar

“Hidayet” Perdesinin Arkası: Suriye’nin Sahilinde Kaçırılan Kadınlar

Betül Alluş

Rachel Ghannoum

Suriye’nin kuzeyindeki bazı bölgelerde Alevi kadınların kaybolma hikayeleri artık münferit olaylar olarak değil; kişisel özgürlükler, azınlıkların korunması ve fiili otoritelerin toplum yönetimindeki yetki sınırları bağlamında ele alınmaktadır.

Senaryo neredeyse hep aynı: Ani bir kayboluş, bir süre sonra farklı bir kıyafetle ortaya çıkış, “kişisel ikna” veya “şer-i evlilik” üzerine kısa bir açıklama ve dosyanın medya nezdinde kapatılması. Ancak hukuki ve insani sorular hala yanıtsızdır.

1. Kişisel Özgürlük ve Zorlama Arasındaki Çizgi Modern hukuk sistemlerinde inanç, giyim ve evlilik özgürlüğü temel haklardır. Ancak; doğrudan veya dolaylı tehdit, yasa dışı alıkonulma veya psikolojik baskı unsurları varsa bu özgürlük hukuken geçersiz sayılır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (Madde 18), baskı altındaki din değişimlerini tanımaz. Dolayısıyla, açıklanamayan bir kaybolma sürecinden sonra gelen “din değiştirme” vakaları, özgür rıza kanıtlanmadığı sürece hukuken şaibelidir.

2. Tekrar Eden Kalıplar: Rastlantı mı, Yöntem mi? Kapalı bir güvenlik ortamında ani kaybolma, aileyle iletişimin kesilmesi ve ardından gelen radikal söylem değişikliği, hukuken bağımsız bir soruşturmayı zorunlu kılar. Bu soruşturma; kadının güvenlik birimleri olmadan dinlenmesini ve psikolojik durumunun bağımsız bir heyetçe incelenmesini kapsamalıdır.

3. Azınlıkların Korunması ve Uluslararası Hukuk Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (Madde 27), azınlıkların kendi kültür ve inançlarını müdahale olmaksızın yaşama hakkını güvence altına alır. Belirli bir inanç grubuna mensup kadınları hedef alan politikalar, uluslararası düzeyde yasaklanmış bir ayrımcılık türüdür.

4. Fiili Otoritenin Sorumluluğu Uluslararası insancıl hukuk, tanınmamış olsalar dahi “fiili otoriteleri” sivilleri korumak ve keyfi tutuklamaları engellemekle sorumlu tutar. Bağımsız bir yargı sistemi dışındaki her türlü güvenlik yapısı, hak ihlalleri için yüksek riskli bir ortamdır.

5. Toplumsal Riskler ve Kadının Bir “Çatışma Aracı” Haline Getirilmesi Tarihsel çatışmalar göstermiştir ki; kadının bedeni ve kimliği üzerinden yürütülen sembolik “din değiştirme” veya “evlilik” hamleleri, toplumsal barışı tehdit eder, intikam söylemini körükler ve kolektif mağduriyet hissini derinleştirir.

Hukuki Sonuç: Güvenli bir ortamda kullanılmayan özgürlük, özgürlük değildir. Korku sonrası gelen seçim, seçim değildir. Bir yönetimin meşruiyeti sloganlarıyla değil, en zayıf olanı –çatışma ortamındaki kadını– ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür.

——

Zorla Yerinden Etme ve Gasp: Colani Hükümetinin Suriyelilerin Mülkleri Üzerindeki Baskısı

Lazkiye kırsalında, Colani’nin örgütüne bağlı “fiili hükümetin” gölgesi altında, mülk ve arazi satışlarının zorla yapıldığı vakalarda son dönemde ciddi bir artış gözlemleniyor. On yıllardır köylerinde yaşayan bölge halkı, doğrudan resmi makamlarca veya dolaylı baskılarla mülklerini terk etmeye zorlanıyor; bu durum toprakları belirli çevreler için bir kazanç kapısına dönüştürüyor.

Yerel halkın tanıklıklarına göre, bu yapıya bağlı birimler; doğrudan tehditler veya (gerçek değerinin çok altında) cazip görünen tekliflerle baskı kurarak, halkı hiçbir gerçek tazminat almadan tarım arazilerini ve evlerini devretmeye zorluyor. Bu olgu artık sadece Lazkiye ile sınırlı kalmayıp Şam ve Hama gibi diğer illere de sıçrayarak daha karmaşık bir hal almış durumda.

Bu bölgelerde Cevlani yönetimi, yerel halkı mülklerinden kovmak için “Türk asıllı kişilere ait olduğu iddia edilen” sahte mülkiyet belgeleri düzenleme yoluna gidiyor. Bu adım, pek çok aileyi hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde evsiz bırakırken, mülklerini sonsuza dek kaybetme korkusuyla büyük bir gerilime yol açıyor.

Yerel kaynaklar, bu uygulamaların rastgele olmadığını; bölgenin sosyal ve demografik yapısını değiştirmeyi amaçlayan, yerli halkı uzaklaştırıp toprakları belirli gruplara dağıtmayı hedefleyen sistematik bir politikanın parçası olduğunu doğruluyor.

Sivil halk, etkili bir koruma mekanizmasının yokluğunda mülksüzleşme korkusu ile karmaşık hukuki gerçeklik arasında sıkışmış durumda. Uluslararası toplumun bu duruma müdahale etmemesi, tarihi haklarını savunamayan halkın mağduriyetini her geçen gün derinleştiriyor.

Exit mobile version