Esra Ergüzeloğlu
Abdo Ninem, adı Meryem. Tarsus’un merkezinden. Çok küçük yaşta Hamit ile evleniyor. Hamit Birinci Dünya Savaşı’ndan geri dönmeyince, iki kız bir engelli oğlanla kalakalıyor. Üstelik, Hamit’in ölüm haberini alınca inme iniyor ve hayatı boyunca iki büklüm yaşıyor. Oğul ismi ile anılıyor bu devirde Arap Alevi kadınlar ve statüleri oradan geliyor. Torunları bile gerçek adını bilmez olmuş Abdo Ninemin.
(Abdo)
Ya şıharraaaa, toplanmışlar yine eteklerimde, harçlık verince seviniyorlar, Ama şu Adnan, yok mu Adnan yaramazı…annesinin arkasından korkulu gözlerle bakıyor, yaklaşmıyor bir türlü. Dilimi anlamıyorlar ki bu çocuklar, ne anlatayım, nasıl anlatayım. Ah Zarife öyle mi, ne güzel konuşur, herkesle anlaşır, küsmeseydi ya bana keşke. Ama inattır o da, ben de.
İki kızdan biri benim Büyükannem Zarife. Yoksulluk, engelli anne, engelli kardeş, babasızlık ve çalışma zorunluluğu. Arsuz’dan Mersin’e kaçan Mehmet Dedem ile evlendiriyorlar. Mehmet Dedemin bir kız bir erkek kardeşi daha var. Fransız Mandası kız kardeşi almış, o da artık oralarda duramamış. Mehmet Dedemin Arsuz’da iki çocuğu daha vardı derler. Yirmili yaşların sonlarında olmalı Zarife ile evlendiğinde. Zarife on beşinde bile değildir. Arsuz’daki erkek kardeş sonradan “Çağlar” soyadını seçiyor. Abdo Ninem “Kibrit”, Mehmet Dedem de “Gülkokuer”.
(Abdo)
Kibrit neeee-ne, Kibrit neeee-ne …… ne var yine kuzzul kurt. Ne kadar çok adım oldu, kimse Meryem demez. Abdo oğlum, bu soyadı da yürütemeyecek belli. Çolak olması neyse de, küçük bir çocuk gibi. Yaruhiii, Zarife bakar ona, yedirir içirir. Belim büküldü bir kere, iflah olmam artık.
Mehmet Dedem on iki yıl askerde, ilk çocukları Anneannem Şadiye o askerdeyken 1925’de doğmuş. Zarife’nin yanında çalıştığı hali vakti yerinde Arap Alevi ailelerin himayesinde. Mehmet Dedem her geldiğinde bir çocuk olsa, üçer yaş ara ile 5 kardeş bu şartlarda doğmuş. Toplamda 9 çocuk, ikisi uzun ömürlü olmamış.
(Zarife)
Ah anam ah, yıllarca evlerde, konaklarda çamaşır, bulaşık yıkadım. Çocuktum everdiniz. Tek başına büyüttüm bu sabileri. Çalıştığım evlere bazı kadınlar gelir sohbete. Başka dinler de varmış öğrendim onlardan. Kilise, Havra bilirim hepsini. Allah büyük. Bizim dinimiz hepsini kucaklar. Öğrendikçe hepsinin ibadetini yaparım gücüm yettiğince. Herkesi hoş görmeyi bilirim ama sana kırgınlığım geçmez bir türlü.
Mehmet Dedem askerliğe daha fazla dayanamamış, Fizan’dan bu taraflara kaçmış. Fizan bir uzaklık ifadesi, ölçü birimi olsa gerek bu hikayede ve o rotanın hikayeleri de anlat anlat bitmez. Omuzunda bir kurşun var, öldü sanıldı muhtemelen, fark edilmemiş asker kaçaklığı. Bu kaçaklık yüzünden 1938’de 5. çocuk olan Sabahattin Dayım henüz kundaktayken, Zarife Ninem bebesi ile gemi ile Hatay’a gidip tek başına oy kullanmış. Deniz tuta tuta yapılan o gemi yolculuğu da ayrı bir macera.
(Zarife)
Bunlar Fransız bayraklarını asmışlar yine. Ben gidemesem de Zarife gider, atar oyumu dedi Mehmet. Kardeşimi bulur tanımış olursun, fena mı? dedi. Severim zaten gezmeleri, bilir huyumu. Ah birlikte gitseydik keşke. Deniz tutarmış da beni haberim yok. Kundağıyla yuvarlanıp denize düşecekti az kalsın Sabahattinim. O Fransız Mandası ne memen bir şey anlamıyor buraların gafilleri, diyor Mehmet. Gemide devlet büyükleri de var dedilerdi. Gözümü açamadım ki görebileyim.

(Abdo Nene’nin evi, Bahçe Mah., Mersin)
Abdo Ninemin 300 m2‘lik bir yeri var Mersin’de Bahçe Mahallesi’nde. Şehit düşmüş eşine karşılık verilmiş belli ki. Kızlarından Feride erkenden ölünce Büyükannem Zarife ile Feride’nin çocuklarına pay etmiş evinin de yer aldığı arsayı. Zarife büyük çocuk olunca ön tarafa bakan yeri almış, Feride’nin çocuklarına da arka tarafta ama 10 metrecik daha fazla alan kalmış. İşte bu paylaştırma işi ikinci laneti olmuş Abdo Ninemin. Zarife ve Feride’nin eşleri olan iki bacanak birbirine düşmüş, aralarındaki dünya savaşı böylece başlamış.
(Abdo)
Feridem, genç gittin yavrum, benden önce kavuştun babana. İçim yanar da anlamaz bu Mehmet derdimi. Zarife’yi de işler durur. Olan oldu artık buradan dönülmez ki. Merak etme, oğulların ortada kalmayacak.
Feride’nin kocası İbrahim, tartışırlarken bıçağı ile Mehmet Dedemin başını yaralamış. Mehmet Dedem de ondan kaçarken dama çıkan İbrahim’i, aşağı inerse öldürmekle tehdit etmiş ve böylece İbrahim ölene kadar yıllarca evin damında yaşamış. Abdo Ninem de baraka gibi bir kulübede, iki büklüm haliyle ve cezalı.
(Abdo)
Zarifem yapmış yemekleri. Aç susuz bırakmazlar, eksik etmezler yemeğimi. Bitmez yine de küslük. Konuşmaz oldu benimle. Ah uğursuz İbrahim, düştünüz birbirinize.
(Zarife)
Ah anam, bu Mehmet’e laf geçer mi? Kafasına koydu, geri dönmez sözünden. Sen içimde bir sessizlik olarak kaldın. Her namazımda dualarımdasın. Kızarlar, anlamazlar ibadetlerimi ama Allah büyüktür. Ayaklarım tutmaz, oturarak da olsa kılarım namazımı.
Ben doğduğumda Abdo çoktan göçüp gitmişti. Annem bana hamileyken bir rüya görmüş. Rüyadaki ben, adım Meryem olsun demişim. Annem bu Meryem’in Abdo ninem olduğunu o zaman hiç düşünmemiş bile, parçalar sonradan birleşmiş.
(Ben)
Yok yok ben Arap Alevilerin inandığı gibi yeniden dünyaya geldiğimi sanmıyorum. Ama biliyorum ki Abdo Ninem beni seçti. İnadını, omzunda kurşunla yaşayan Mehmet dedeme koyduğu postayı, adalet duygusunu ilk kızının ilk kızından olan ilk kız torununa emanet etmek istedi.
(Ehlen Dergisi’nin 8-9. sayısında yayımlanmıştır, Eylül 2025, Yıl:3 Sayı:8-9)













