Mustafa Kemal Ersöz
‘’ashnaye man, man ğaribam bi to’’
Kâbusun içindeki rüyadan
Ağzımda sözcükler kurumuş, kan-ter içinde
Uyandım!
Oysa lokum gibi bir türkü tutturmuştum
Khaos’un göğsünde dağılmış her şey uçuşup kendi yerini kendi bulurken
Kozmosumun içinde ısıcık bir ateş parçası
Yek nefes sıhhat gibi; şu dünyada bir lahza devlet gibi
Beni bulmuşken
Ne de güzel bir türkü tutturmuştum:
‘’Marget sayyâra hamra alla alla
Hay sayyârtek ya hbâyeb ya ‘yûni ‘’
Ama gel gör ki
Kehfimde beni Me’cüc dürttü.
Hem de soğuk ciğerlerime işlerken
Kalkıp kapının ağzında bir tek sigara içmek için
Ne var ki elbette yetmedi
Huzur kendine nihayet bir beden bulmuşken
Gövdemdeki o uğursuz uğultu nihayet sukut bulmuşken
Elbette yetmedi!
Hepimizin kanında bir bit
Ben de kalktım
Apollon’u tek ayağından astım!
Hera’yı o su gözünün başında çarmıha gerdim
Artık utanılacak ve üzülecek hiçbir şey kalmayana değin
Hamurumdaki çürümüş metamorfoz kendinden eçiş-büçüş bir put yoğurana değin
Ta ki ne bir hudud ne bir farak ne bir kafiz
Sol omzumda İnanna’nın mahtumu Oedipus’un batağına saplana değin
Satürn’üm doysun diye yürüdüm!
Elbette yetmedi
Durdum!
Şimdi bir dört yol ağzında
Artık sadece sigara içiyorum ve hep aynı çukura bakıyorum!
Yağmur yağıyor
Bazen çamur oluyor bazen balçık
İçine su doluyor. Kediler oradan su içiyor. Üstünden kuşlar geçiyor
Hatta bir kere üstünden bir gök kuşağı bile geçmişti!
O hep aynı yerde ama o bile hep aynı kalmıyor.
Ben de değişiyorum bunu biliyorum
Aklar sakallarımdan şakaklarıma sıçradı
Saçlarım önden seyreliyor.
Aklıma Ravanelli geliyor Juventus’tan
Aynada yaşlandığımı seyredebiliyorum.
Artık duyamıyorum
Uzaklarda bir yerlerde büyük bir gürültüyle
Amenna ve saddakna: ‘’Hurra die Welt geht unter’’
Görüyorum, biliyorum ama artık duyamıyorum.
Umursayamıyorum.
Birileri gelip geçiyor yanımda sorular ve ünlemler halinde
Ağzımda çamur gibi bir sövgü gözlerim çukurda
Masal bitiyor; biliyorum
Ortaokul gördüm mü ağlıyorum….
Musab söyledi bunları kirli bir yağmurun altında elleri ceplerinde çoktur kendini terk edip gitmiş sözcüklerini aranırken söyledi. Derin bir dumurun içerisinde öylece hissiz, kayıtsız durup dururken söyledi. Allah’ını bulmuş bir Muhammed gibi islam içinde söyledi. Sodom’u bekler gibi söyledi. Söyledi de ne oldu? Artık kurtarılabilecek bir ruhu bile olmadığını biliyordu. Belki bir kefaret umar gibi söyledi ne bir suçluluk ne bir nedamet içerisinde öyle ancak mırıldanarak söyledi! Biraz düşündü: Gelecek gelmeden önceki gelecek umudu ne güzeldi. Sigarası bitti.
Ocak ‘26













