Rachel Ghannoum
Suriye’nin farklı bölgelerini kontrol altında tutan silahlı grupların işlediği ihlaller silsilesine bir yenisi daha eklendi. Hama’nın güney kırsalındaki El-Alamein köyü, bölge halkına yönelik vahşi bir saldırıya sahne oldu. Colani destekli cihatçı grupların yönetimindeki sözde “Geçici Hükümet”, sözde “Vakıflar Bakanı”nın talimatıyla, köy sakinlerine tekfirci düşünceleri dayatmak amacıyla bu saldırıyı gerçekleştirdi. Bu tekfir suçu sadece bireyleri değil; Suriye halkının dini ve mezhepsel kimliğini, aynı zamanda din ve anayasa tarafından güvence altına alınan inanç hürriyetini hedef alan açık bir saldırıdır.
Colani Yönetimi: Tekfir ve Tahakküm Arasında
İdlib merkezli cihatçı gruplara bağlı olan Colani yönetimi, aşırılıkçı görüşlerini zorla dikte eden yeni bir dini ve siyasi otorite modelini temsil etmektedir. El-Alamein olayında, Alevi toplumuna mensup köy halkı üç korkunç seçenek arasında bırakılmıştır:
- İbn Teymiye tarafından savunulan Vahabi düşüncenin benimsenmesi,
- “Cizye” adı altında haraç ödenmesi,
- Ya da kadınların “cariye” (sabaya) olarak teslim edilmesi.
Bu tehditler, söz konusu grupların sistematik terör stratejisinin bir parçasıdır. Onlar, kendilerinden olmayan herkesi “kafir” ilan etmeyi (tekfir) ve tasfiye etmeyi, kendi otoritelerini kurmanın ve dini-siyasi hedeflerine ulaşmanın bir aracı olarak görmektedirler.
Raporlara göre, bu tekfirci ideolojiyi yayan sözde bakan, Vahabi düşüncenin sembolü sayılan İbn Teymiye’nin fetvalarına dayanan aşırılıkçı bir çizgiyi takip etmektedir. İslam’daki hoşgörü kavramlarını baltalayan İbn Teymiye, belirli mezhepleri takip etmeyen tüm Müslümanları “kafir” sayan radikal fikirleri benimsemiştir; oysa İslam’daki pek çok düşünce okulu bu tür dışlayıcı yaklaşımları reddederek görüş çeşitliliğine inanmaktadır.
El-Alamein Köyü: Mağduriyet ve Direniş
El-Alamein olayını diğerlerinden ayıran en önemli özellik, köy halkının gösterdiği duruştur. Hem erkekleri hem de kadınları hedef alan sürekli saldırı ve tehditlere rağmen bölge halkı, bu terör dayatmasına boyun eğmeyeceklerini vurgulamıştır. Bir köy sakini, bir grup gencin teröristlerin aşırılıkçı fikirleri dayatma çabalarına şiddetle karşı koyduğunu ve tekfirci talepleri reddettiğini belirtmiştir. Bu duruş, Alevi toplumunun tarih ve kültürlerinin ayrılmaz bir parçası olan dini ve mezhepsel kimliklerine olan derin bağlılığını göstermektedir.
Bu olayın siyasi ve toplumsal boyutları sadece mezhepsel bir saldırıyla sınırlı değildir; bu grupların kontrolü altındaki bölgelerde yaşanan derin krizi ve dini-siyasi bölünmüşlüğü de gözler önüne sermektedir. Suriye’de bir siyasi mücadele olarak başlayan süreç, bugün bu grupların İslam’ı kendi eylemlerini meşrulaştırmak için bir araç olarak kullandığı mezhepsel bir savaşa dönüştürülmek istenmektedir.
İslam ve Ehl-i Beyt’in Tavrı: İbn Teymiye Kimdir?
El-Alamein’de yaşanan temel sorun, bazı grupların dar ideolojiler ve tekçi din anlayışlarıyla Suriye toplumunu terörize etme çabasıdır. Bazı tekfirci güçlerin öne çıkardığı İbn Teymiye, İslam alimlerinin büyük çoğunluğu tarafından kabul gören bir otorite değildir; aksine fikirleri İslam ümmeti içinde ciddi bölünmelere yol açmıştır. Bu grupların Alevileri “kafir” olarak nitelendirme çabası sadece İslam’a bir hakaret değil, aynı zamanda ümmetin bir parçasının dinine ve kültürüne yönelik bir saldırıdır.
Resulullah’ın (s.a.v) Ehl-i Beyt’i, İslam’da birliğin ve rahmetin sembolü olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Tekfircilerin onları karalama çabalarına rağmen, tarihsel duruşları İslam’ın takva ve hoşgörüsüne tanıklık etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v), Hz. Ali ile arasındaki mukaddes bağı yansıtan “Ali bendendir, ben de Ali’denim” buyurmamış mıdır? İslam’ı temsil ettiğini iddia edenler, bir yandan İslam adına “cihat” bayrağı açarken diğer yandan Ehl-i Beyt yolunu takip edenleri nasıl kafirlikle suçlayabilir? Bu, dinin gerçek ruhuyla hiçbir ilgisi olmayan aşırılıkçı ideolojilerin bir çelişkisinden başka bir şey değildir.
Vicdanlar Susacak mı?
El-Alamein köyü halkına yönelik bu saldırılardan sonra asıl soru şudur: Bu zulme direnen özgür sesler susacak mı? Uluslararası kuruluşlar bu ihlaller karşısında sessiz kalmaya devam mı edecek? Bu suçlar, ulusal ya da uluslararası düzeyde bir hesap verme süreci olmaksızın geçiştirilemez.
El-Alamein köyünde yaşananlar insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve bu teröre sessiz kalan herkes için bir utanç vesilesidir. Bu eylemlere verilecek yanıt; bu tekfirci zihniyeti yayanların şiddetle kınanması ve bu büyük zulme karşı direnen mağdurların desteklenmesi olmalıdır.











