Kader Savaşı: Çanakkale’den Hürmüz’e mi?
Dr. Ahmed el-Derzi (Al-Mayadeen)
Washington ve Tel Aviv, savaşın devam etmesinin Hürmüz’ü yeni bir “Çanakkale”ye dönüştürebileceğini ve çöküş sürecinin buradan başlayabileceğini fark ediyor mu? Yoksa Netanyahu’nun emperyalist emelleri ve Trump’ın seçim hesapları, onları geçmişin hatalarını tekrarlamaya mı itecek?
Bir yanda ABD ve İsrail, diğer yanda İran arasındaki askeri çatışmanın şiddeti, Washington’ın enerji altyapılarını ve elektrik santrallerini tamamen yok etme tehdidini savurmasından saatler önce zirveye ulaştı. Ancak Başkan Trump, müzakerelerin başlaması gerekçesiyle tek taraflı olarak beş günlük bir ateşkes ilan ederek dünyayı şaşırttı; bu durum Tahran tarafından hızla yalanlandı ve reddedildi. Bu tablo, dünyanın kaderiyle ilgili temel bir soruyu gündeme getiriyor: Savaş devam mı edecek, yoksa bir ateşkese mi varılacak?
Savaşın patlak vermesinin üzerinden neredeyse bir ay geçmesine rağmen, nasıl sona ereceğine dair işaretler hala belirsiz. Tüm göstergeler bu savaşın uzun süreceğine işaret ediyor; çünkü bu sadece geçici bir askeri çatışma değil, tarihi yeniden yazan sıfır toplamlı varoluşsal bir savaş: İmparatorlukların kaderini belirleyen boğazların kontrolü savaşı. 1915 Çanakkale’den 2026 Hürmüz’üne senaryolar tekerrür ediyor, ancak bu kez riskler çok daha büyük ve taraflar pozisyonlarına her zamankinden daha sıkı sarılmış durumda.
Çanakkale 1915: İngiliz Donanması Boğazı Geçemediğinde
I. Dünya Savaşı’nın zirvesinde İngiltere, Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’u vurarak Rusya’ya denizden bir yol açma planı yaptı. 18 Mart 1915’te savaş tarihinin en büyük deniz harekâtı başladı, ancak zırhlılar tespit edilemeyen Osmanlı mayın hatlarına çarptı. Saatler içinde üç zırhlı battı, üçü de ağır hasar aldı ve İngiliz filosu geri çekilmek zorunda kaldı.
Denizdeki bu başarısızlık, Müttefikleri Gelibolu Yarımadası’na kara birlikleri çıkarmaya itti (25 Nisan 1915). Ancak zorlu arazi şartları ve Mustafa Kemal önderliğindeki Osmanlı direnişi, bu harekâtı 11 ay süren ve 500.000’den fazla ölü ve yaralıya mal olan bir kıyıma dönüştürdü. Müttefikler Ocak 1916’da yenik bir şekilde geri çekildi.
Alınan ilk ders şuydu: İngiltere savaştan bitkin çıkmış ve “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” unvanını kaybetme süreci başlamıştı. Bu çöküş, 1956 Süveyş Kanalı Krizi’nde yeni küresel güçler karşısında alınan yenilgiyle tescillenecekti.
Hürmüz 2026: Çağın Araçlarıyla Tarihin Tekerrürü
Savaşın ilk günlerinden itibaren (28 Şubat 2026), Tahran Hürmüz Boğazı’nın ticari gemi trafiğine kapandığını duyurdu. Boğazdan geçen gemi sayısı bir gün içinde 128’den sadece 2’ye düştü. Üre gübresi ve helyum gazı bir yana, küresel petrol ve doğalgaz tedarikinin %20’den fazlası tehdit altına girdi.
Ancak petrolden daha önemlisi küresel internet hatlarıydı. Küresel internet trafiğinin %97’si ve stratejik askeri iletişimlerin %80’i, en dar noktası sadece 33 kilometre olan Hürmüz Boğazı’ndan geçen denizaltı kabloları üzerinden sağlanıyor. İran’ın bu kabloları devre dışı bırakma kapasitesi bulunuyor; bu durum küresel dijital ekonomiyi felç edebilir ve herkesi etkileyecek bir felakete sürükleyebilir.
Hürmüz Boğazı’nı açmak ve İran’ın kalan nükleer stoklarını güvence altına almak, Irak Savaşı’nda kullanılandan çok daha büyük kara birlikleri gerektirebilir. İşte Washington’ın korktuğu “Çanakkale Senaryosu” budur. Zira 150 km uzunluğundaki boğaz kıyısı Gelibolu Yarımadası’ndan farklıdır ve ödenecek bedel katbekat fazla olabilir. Üstelik İranlılar, ABD’nin II. Dünya Savaşı’ndan bu yana kaybettiği tüm savaşlarda etkili olduğunu kanıtlamış olan “asimetrik savaş” konusunda ciddi bir deneyime sahip.
Varoluşsal Boyut: Bu Savaş Neden Farklı?
Hürmüz Savaşı’nı öncekilerden ayıran şey, tüm taraflar için bir kader savaşı olmasıdır:
- İran hayatta kalmak için savaşıyor. Sadece siyasi bir rejim olarak değil, parçalanma tehdidi altındaki bir varlık olarak; yenilgi onun sonu demek. Bu durum, Tahran’ın inanılmaz direncini açıklıyor. İran, “Hüseyin”in şehadet ruhu ile “Rüstem”in kahramanlık eylemini harmanlayan köklerinden besleniyor ve geleceğe “Mehdi”nin umuduyla bakıyor.
- İsrail, “Fırat’tan Nil’e” uzanan imparatorluk hayalini gerçekleştirmek için savaşıyor. Savaş onun için mutlak hegemonyasını garanti altına alacak şekilde bölge haritasını yeniden çizmek için tarihi bir fırsat. Buna bir de tüm siyasi ağırlığını bu savaşa yatıran Netanyahu ekleniyor; başarısızlık onun siyasi sonunu ve İsrail’in çöküşünü getirebilir.
- Amerika Birleşik Devletleri, sarsılan prestijini onarmak ve Çin ile Rusya’nın yükselişi karşısında hegemonyasını korumak için savaşıyor. Ancak ABD’nin kaybı varoluşsal değil, prestij kaybı olacaktır. Washington yeni dünya düzeninde Çin ve Rusya’yı ortak olarak kabul edebilir.
- Çin ve Rusya, Amerika’nın bu savaşta yıpranmasına oynuyor. Amaçları: Amerika’yı Pasifik’teki Çin tehdidine odaklanmak yerine Batı Asya bataklığında meşgul tutmak ve NATO’nun gücünü tüketmek.
Bu varoluşsal boyut, savaşı “sıfır toplamlı” hale getiriyor: Orta yolu bularak sona eremez. Bir tarafın tam zaferi, diğerinin mutlak yenilgisi anlamına geliyor.
Savaş Neden Yakında Bitmeyecek?
- Hızlı bir askeri çözümün imkânsızlığı: İngiliz donanmasının 1915’te Çanakkale’yi geçememesi gibi, ABD donanması da bugün Hürmüz’de benzer bir gerçeklikle karşı karşıya. İran’ın mayınları ve füzeleriyle boğazı askeri yollarla açmak, Washington’ın göze alamayacağı bir “kara harekâtı” gerektirecektir.
- Washington ve Tel Aviv arasındaki çıkar çatışması: İsrail varoluşsal bir savaş yürütürken, Amerika stratejik bir savaş yürütüyor. Washington yüzünü kurtaracak bir uzlaşmayı kabul edebilir, ancak İsrail tam bir zaferden başkasına razı olmayabilir.
- İran’ın uzun bir savaşa hazırlıklı olması: Tahran onlarca yıldır bu anı bekliyordu. Zamanın kendi lehine işlediğini; Amerika’nın prestij kaybederken, İsrail’in varoluşsal kaygılarının arttığını biliyor.
Çanakkale’den Hürmüz’e: İmparatorluklar Kaderlerini Sınıyor
Hürmüz Savaşı’nı farklı kılan, tarih boyunca boğaz savaşlarında olduğu gibi büyük güçlerin kaderini test etmesidir.
1915’te İngiliz donanması Çanakkale’den geçişi zorlayamadı ve sonuç büyük bir tarihi hezimet oldu. Bu, İngiliz İmparatorluğu’nun bir daha asla toparlanamayacağı çöküş sürecinin başlangıcıydı. 1956’da İngiltere Süveyş’ten çekildi ve imparatorluğu sona erdi. 1980’lerde Washington, Körfez’deki tankerlerini koruyamadı ve prestij kaybıyla bunun bedelini ödedi.
Bugün savaş Hürmüz Boğazı’nda tekrarlanıyor. Ancak bu kez bedel sadece bölgesel bir savaş değil, bizzat uluslararası sistemin geleceği. Washington ya küresel enerji damarını ve dijital ekonominin dayandığı internet ağlarını koruyabileceğini kanıtlayacak ya da binlerce yıldır bu sularda batan imparatorluklar gibi kendisinin de çöküş dönemine girdiğini kabullenecek.
Geriye şu soru kalıyor: Washington ve Tel Aviv, savaşın devam etmesinin Hürmüz’ü yeni bir “Çanakkale”ye dönüştürebileceğini ve çöküş sürecinin buradan başlayabileceğini fark ediyor mu? Yoksa Netanyahu’nun emperyalist emelleri ve Trump’ın seçim hesapları, onları geçmişin hatalarını tekrarlamaya mı itecek? Unutmamalı ki imparatorluklar derslerini her zaman iş işten geçtikten sonra alırlar.
Bunun cevabını sadece önümüzdeki haftalar ve aylar verecek. Ancak şu an için kesin olan bir şey var ki, Batı Asya bölgesi asla Şubat 2026 öncesine dönmeyecek. Savaş bölgesel bilinci yeniden şekillendirdi ve Amerikan ya da İsrail gibi geç dönem imparatorluklarının, tarihi, coğrafyası ve göz ardı edilemeyecek demografik ağırlığı olan ülkelere iradelerini zorla dayatamayacaklarını gösterdi.
