Rachel Ghannoum
Suriye’de Kız Çocuklarının Kaybolma Vakaları ve Hak İhlalleri Tırmanışta
Masyaf’ın güney kırsalındaki küçük bir köyde yaşayan 20 yaşındaki Seham Ramez El-Huluf, evinin yakınındaki bakkala gitmek üzere dışarı çıktı ve bir daha geri dönmedi. Görünüşte sıradan bir kayıp vakası gibi duran bu olay, aslında ardında dehşet verici sorular barındırıyor: Seham nereye kayboldu? Suriye’nin köy ve kentlerine dalga dalga yayılan bu korkunun arkasında kimler var? Ve aileler neden her gün kızları ve çocukları için bu amansız korkuyla yaşamak zorunda kalıyor?
Son yıllarda Suriye’nin pek çok bölgesinde kız çocukları ve reşit olmayan gençlerin kaybolduğuna dair ihbarlarda ciddi bir artış yaşanıyor. Bu esnada olayların arkasında “insan kaçakçılığı”, “fidyecilik”, “şantaj” ve “organize cinsel saldırı” suçlarının olduğuna dair çelişkili iddialar ortaya atılıyor. Ancak en kritik soru şu: Yaşananlar münferit olaylardan mı ibaret? Yoksa güvenlik zafiyetinden ve toplumsal çöküşten faydalanarak kurbanlarını avlayan organize bir şebeke mi var?
Hukuk Yoksunluğu mu, Adalet Eksikliği mi?
Bir genç kız kaybolduğunda, ailesi için amansız ve yıpratıcı bir arama süreci başlar: Telefon trafiği, her yere asılan fotoğraflar, feryatlar, karakol kapıları ve sosyal medya paylaşımları… Peki ya sonra? Kayıp kişilerin bulunması için hızlı işleyen bir hukuki mekanizma var mı? Kadınların kaybolma vakaları gerçek bir güvenlik önceliği olarak ele alınıyor mu? Ve bir kayıp vakasında en kritik anlar olan “ilk saatlerdeki” müdahale gecikmelerini kim denetliyor?
Uluslararası insan hakları hukukunun temel ilkelerine göre; başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sivillerin korunması sadece ahlaki bir tercih değil, devlet yetkilileri, güvenlik güçleri ve adli kurumlar için yasal bir zorunluluktur.
Aileler Konuşmaktan Neden Korkuyor?
Pek çok aile sessiz kalmayı tercih ediyor. Adalet istemedikleri için değil; aksine şu korkulardan dolayı: Toplumsal damgalanma (lekelenme) endişesi, Tehditler, İntikam eylemleri, Ya da mağdurun suçlanması…
Peki ama mağduru suçlu sandalyesine oturtan bu zihniyeti kim inşa etti? Toplumu, hak aramaktansa sessiz kalmanın daha güvenli olduğuna kim ikna etti?
Savaş, Hak İhlalleri İçin Biçilmiş Kaftan mı Oldu?
Yıllar süren yıkıcı savaş, geride kırılgan bir toplumsal gerçeklik bıraktı: Yoksulluk, zorunlu göç, aile bağlarının kopması, silahların gölgesinde bir yaşam ve hukuki denetim mekanizmalarının felç olması… Böyle kaos ortamlarında organize suçlar zemin bulur: Kaçırma, şantaj, cinsel şiddet ve insan ticareti hızla tırmanır.
Ancak can yakıcı o soru hâlâ orta yerde duruyor: Herkesin harekete geçmesi için daha kaç kız çocuğunun kaybolması gerekiyor? Bunun ulusal bir felaket olarak kabul edilmesi için kaç annenin daha kapı eşiklerinde gözü yaşlı beklemesi lazım?
Kadınlar Savaş Ganimeti Değildir
Hiçbir siyasi, dini ya da toplumsal gerekçe, kadınların ve çocukların birer korku aracına veya intikam mesajına dönüştürülmesini meşrulaştıramaz. İnsan kaçırmak bir suçtur. Cinsel saldırı bir suçtur. Ve suçluları gizlemek ya da kollamak da aynı şekilde suçtur. Hangi bahane altında olursa olsun kadınlara yönelik şiddeti meşrulaştıran her söylem, bu suça dolaylı olarak ortak olmak demektir.
Suriye’nin Bugün Neye İhtiyacı Var?
Suriye’nin bugün şunlara ihtiyacı var: Kadınlar ve çocuklar için gerçek bir hukuki koruma, Kayıp vakaları için uzmanlaşmış özel birimler, Şeffaf soruşturmalar, Suçluların ibretiamiz şekilde kamuoyu önünde yargılanması, Mağdur ailelere psikolojik ve hukuki destek sağlanması, Ve insan kaçakçılığı ile fidyeciliğe karşı çok daha caydırıcı, sert yasal düzenlemeler.
Çünkü toplumlar sadece savaşla yıkılmaz; toplumlar, güven duygusu ortadan kalktığında asıl çöküşü yaşarlar.
Ve Son Söz…
Seham El-Huluf, Suriye’deki bitmek bilmeyen kayıplar ve korkular listesine eklenen yeni bir isim oldu. Ancak bugün sorulması gereken asıl soru sadece “Seham nereye kayboldu?” sorusu değildir. Asıl soru şudur: Kız çocuklarının eve dönüş yolunda yürümekten bile korktuğu bir ülkeyi gelecekte ne bekliyor?











