- Dil Haklarının İnsan Hakları İçindeki Yeri*
Bengisu Görgün Özgüven
“Her insanın kimlik dilini koruma ve onu özgürce kullanma hakkının en küçük bir anlam sapması olmadan açıkça ortaya konması ve aralıksız kollanması temeldir.” (Maalouf, 2016, s. 110)
“Ben Neden Arapça Konuşamıyorum?” yazı dizisinde Çukurova’dan bir çocuğun kimlik dilini konuşamama sebeplerinden, hangi haklara sahip olduğundan; kimlik dilini konuşabilmesi için nasıl bir mücadele verilmesi gerektiğini dil haklarının insan hakları kuşakları içindeki yeri ile başlayarak inceleyeceğiz.

(1993)
Dil haklarından söz edebilmek için öncelikle insan hak ve özgürlük kavramlarının gelişimine ve evrimine değinmek gerekmektedir. Hak ve özgürlükler, gereksinimler ve isteklerin talebe ve mücadeleye dönüşmesi sonucunda ortaya çıkmış, çatışan çıkarlar ve çelişkiler vasıtasıyla da evrimleşmiştir. Zira hak ve özgürlükler sona ermeyen bir evrimin parçası olarak gelişmeye devam etmektedir.
Hak ve özgürlük evriminin ilk kuşağını kişi özgürlükleri ve siyasal haklar oluşturmaktadır. Bu haklara ilişkin mücadele 17. ve 18. yüzyıllarda yaşanan feodal sistemin çöküşü ve burjuvazinin ayaklanmasına dayanır ve kişinin kendi hakkında tasarrufunun korunması temellidir. Bunu 19. yüzyılda sanayi devrimi ve işçi sınıfının ilk kuşak haklardan eşit yararlanma mücadeleleri sonucunda ortaya çıkan sosyal, iktisadi, kültürel hak ve özgürlüklerin teşkil ettiği ikinci kuşak hak ve özgürlükler takip etmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasına gelindiğindeyse artık uluslararasılaşma ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı çevre, gelişme, barış ve insanlığın ortak mal varlığına saygı hakkının oluşturduğu üçüncü kuşak haklar gündeme gelmiştir (Kaboğlu, 2005; Kaboğlu, 1989).
Kaboğlu (2005), yaşama hakkını temel alarak kısaca; ilk kuşak haklar için “güvenlik içinde yaşama hakkı”, ikinci kuşak haklar için “onur içinde yaşama hakkı” ve üçüncü kuşak haklar içinse “uygun çevrede ve barış içinde yaşama hakkı” kavramlarını önermiştir.
Asgari standartları net bir şekilde belirli olmayan dil hakları, insan hakları kuşakları içerisinde de sabit bir kategoriye özgü değildir. Farklı kuşaklardan hakları içinde barındıran, farklı görünümleri olan çok yönlü bir haktır.

Literatürdeki farklı görüşlere göre dil hakları:
- Azınlık dilleri konuşanların dillerini konuşmaya devam edebilmesini sağlamaktır (May,2012).
- Devletin dil politikaları karşısında bireyin toplumsal bir varlık olarak, birden fazla olabilen, kimliği ile, anlamlı bir yaşam sürdürme ve ait olma ihtiyaçlarına yanıt vermek amacıyla tanınır (Uzpeder, 2003).
- Her sosyal grubun kendini bir ya da birden fazla dille kimliklendirme hakkına sahip olması, bu kimliklendirmenin diğerleri tarafından kabul edilmesi ve saygı görmesi; her çocuğun, üyesi olduğu grubun dilini (dillerini) öğrenme hakkına sahip olması; herkesin, kendi dilini resmi alanlarda kullanma hakkına sahip olması ve herkesin, yaşamakta olduğu ülkenin, resmi dillerinden birini öğrenme hakkına sahip olmasıdır (Skutnabb-Kangas, 2008).
- Adaletsiz ve zorla asimilasyon yapılmasını durdurmak, daha sonra da isteyerek dil değiştirmenin önüne geçmeyi amaçlar.
- Dil haklarının asıl amacı dilleri yaşatmak değil; bireyleri kendi devletlerinin milliyetçi politikalarından korumaktır (Kymlicka & Patten, ed., 2007).
- Bir dil topluluğu için grup kimliğinin korunması boyutu bulunmaktadır…
Tüm bu farklı tanımlardan süzüp bir sonuca varmak ya da “hepsi” seçeneğine işaret etmek için yazı dizisinin konusu olan Çukurova Bölgesi Arap lehçesinin durumunu işlev açısından ortaya koymak gerekir.
Dilin işlevine ilişkin literatür incelendiğinde dilin kimliksel ve iletişimsel fonksiyonlarının tam olarak birbirinden ayrı olarak değerlendirilemediği görülmektedir. Farklı toplumların dilleri ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir. İçinde bulundukları iklimsel ve doğa koşulları ile kültürleri doğrultusunda dilleri, ifade etmek istedikleri anlamları karşılaması yönünde, yani iletişimin verimli sağlanabilmesi için dönüşüp değişime uğramıştır. İletişimsel ihtiyaçlar doğrultusunda oluşan diller, toplulukların kimliklerini yansıtan en önemli bileşenlerden biridir. Dilin bu iki yönü birbirine bağlıdır ancak farklı dönemlerde dilin farklı işlevleri tehdit altında hissedilebilir ya da ön plana çıkabilir. İletişimsel işlevini kaybeden diller, bazı durumlarda sembolik işlevlerini sürdürebilmektedirler (Edwards, 2013). Ülkemizde artık günlük yaşamda neredeyse hiç kullanılmayan ancak kimliksel fonksiyonu sebebiyle dil hakları mücadelesine konu olan diller bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Çukurova Bölgesi Arap lehçesi de iletişimsel fonksiyonunu günden güne kaybetmektedir. Bölge lehçesinin günümüzde daha çok kültürel ve dinsel aktarım işlevi gördüğü söylenebilir.
Mevcut görünümde dil hakları birçok ülkede ifade özgürlüğünden eğitim özgürlüğüne kadar birçok farklı insan hakkı kapsamında korunmaya devam etmektedir. İlk kuşak haklar olan kişi özgürlüklerinden düşünce, ifade, din, vicdan ve inanç özgürlükleri ile dernek, toplantı, gösteri, yürüyüş hakları gibi toplu eylem özgürlükleri; ikinci kuşak haklardan olan iktisadi, sosyal ve kültürel haklardan toplumsal iletişim özgürlükleri, eğitim ve öğretim hakkı; üçüncü kuşak haklardan gelişme hakkı sosyal, kültürel, siyasal, hukuksal gelişme, kişiliği serbestçe geliştirme, kültürel kimliğe saygı, azınlık hakları gibi hakların dil hakkının farklı kullanımlarını teşkil ettiği söylenebilir. Her ne kadar temel insan hakları kapsamında kullanım dil haklarının korunması için yeterli olmasa da sınırlı olarak belirli bir koruma sağlandığı söylenebilir. Tüm insanlara tanınan genel insan haklarından ayrımcılık yasağı, ifade özgürlüğü ile aile ve özel yaşama saygı hakları tolerans yoluyla belirli bir dil hakları koruması sağlar. Ancak dil haklarının tam manasıyla korunabilmesi için devlete edim yükleyen hakların da tanınması gerekmektedir. Örneğin mahkemelerde çevirmen tahsis edilmesi ne tolerans ne de pozitif edim olarak değerlendirilmelidir; bu, adil yargılanma hakkı kapsamında bir yükümlülüktür.
Sadece dil hakları değil, kültürel ve sosyal hakların; dayanışma hakları olarak da isimlendirilen üçüncü kuşak hakların birey eksenli olmamaları sebebiyle uygulanabilirlikleri tartışmalıdır. Genel kabul görmüş olan birey merkezli hak anlayışından farklı oldukları için henüz “yerleşik” insan hakları kategorileri arasında kabul edilmemektedir. Medeni ve siyasi haklar bireye dair ve hak ihlaline dayalı olduklarından somut ihlal halinde hukuki yollara başvurulabilir. Ancak kültürel ve sosyal haklar, birey (hak) merkezli medeni ve siyasi haklardan farklı olarak, devlet (yükümlülük) merkezlidir. Bu hak gruplarında hak ihlalleri değil hakların kullanılmasını kısıtlayabilecek devlet uygulamalarının önlenmesi amaçlanmalıdır (Beddard & Hill’den aktaran Aral, 2010).
Temel insan haklarının başında gelen yaşam hakkının ya da işkence yasağının tartışmaya açık olmaması ancak dil haklarıyla ilgili uluslararası belgelerde devletlere seçim hakkı tanınıyor olması yönünden incelediğinde dil haklarının temel haklar mertebesinde olmadığı ve temel haklar çerçevesinde verimli şekilde korunmadığı anlaşılmaktadır. Dil hakları bu haktan tamamen ayrı, anadili resmi dilden başka olan azınlıklar için eşit şartların sağlanması amaçlıdır; özel olarak düzenlenmeli ve devletlerin pozitif edimleriyle korunmalıdırlar.
Anayasanın, Anayasanın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü başlıklı 11. maddesine göre “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır…”. Temel haklar Anayasa’yla düzenlenmiştir. Buna göre temel haklar da iktidar erklerini ve iktidarın taşıyıcıları ile bireyleri bağlar. Temel hakların bireyleri bağlıyor olması bireyler arasında meydana gelen özel hukuk (aile hukuku, borçlar hukuku, ticaret hukuku …) ilişkilerini de kapsamaktadır. Ancak dil hakları özel hukuktan kaynaklanmamaktadır, devletin düzenleme ya da tolerans göstermesiyle ilgilidir (Gören, 2000). Devlete negatif edim yükleyen haklar, karışmama politikası, ancak halihazırda iletişim dili olarak kullanılan diller için geçerli olabilir. Ancak çalışmanın konusu olan bölge lehçesi yakın zamanda kaybolması beklenen dil ve lehçelerdendir. Bu sebeple Çukurova Bölgesi Arap lehçesinin korunması ve canlandırılması gerekliliği söz konusu olduğundan sınırlı koruma sağlayan haklarla hayata döndürülmesi mümkün değildir. Söz konusu lehçe kaybedilmekte olduğundan, topluluk açısından dil haklarının lehçenin korunması ve canlandırılmasına yönelik önlemleri de içermesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle, Çukurova bölgesi Arap lehçesine bağlı dil haklarının düzenlenmesinde kamu kurumlarının aktif rol üstlenmeleri gerekeceğinden bu kurumların Anayasalarda tanınan pozitif edim yükleyen haklarla ilgili sürece katılması gerekmektedir.
Devletlerin tarihten gelen egemenlik temelli kaygıları doğrultusunda hareket etmeleri çoğu zaman demokratikleşme ve insan hakları konusundaki gelişmeleri engellemektedir. Bu durumdan en çok nasibini alan ise dil haklarının da içinde bulunduğu üçüncü kuşak haklardır.
Hak taleplerini şekillendiren ana etmen tehdittir. Varlığı tehdit edilen değerler, sahipleri tarafından muhafaza edilmek istenirler ve bu istek doğrultusunda hak talepleri oluşur. Aynı şekilde dil hakları da birey ve toplulukların kendi dillerini tehdit altında hissettikleri dönemlerde ön plana çıkmıştır. Günümüzde de dil hakları ve dil politikaları, dünya çapında yaşanan dilsel çeşitliliğe bağlı çekişmelerden ve her geçen gün daha fazla dil ve lehçenin kaybolmasından dolayı gittikçe daha çok gündeme gelir olmuştur.
Tarihte dil, ulusçuluk hareketlerinin yoğunlaştığı dönemlerde gündeme gelmiştir. Aydınlanma döneminde dilin iletişim aracı olma özelliği öne çıkmaktayken 18. yüzyıl sonlarında ortaya çıkan Romantizm akımıyla birlikte dilin kimliğin ifadesi olma özelliği öne çıkmıştır. 18. yüzyıl süresince dil, ulusal kültürün yayılmasının entelektüel sebebi olarak sunulmuş, ulus-devletlerin oluşumunda kullanılan araçların başında gelmiştir. Bu dönemde dil, ulusçuluğun kalbi halini almıştır. İmparatorlukların dağıldığı dönemde toplulukların etnik kökenlerini sembolize etmiş, bağımsızlık sağlandıktan sonraysa ülke içinde dil birliği temin edilmek istenmiştir. Bu dönemde hem homojen toplum yaratma hem de modernleşme gerekliliği dil politikalarının uygulanmasını gerektirmiştir (Wright, 2016).
İkinci Dünya Savaşı sonrası BM ve Soğuk Savaş sonrası Avrupa Konseyi ile AGİT’in başını çektiği uluslararası insan hakları çalışmaları ve belgeleri ortaya çıktıkları dönemlerin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmiş ve çatışma dönemlerinde hayal dahi edilemeyecek bazı şartların devletler tarafından kabul edilmesini ve hatta mevzuatlarında değişiklikler yapılmasını sağlamıştır.
Yine İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden süreçte yaşanan kitlesel göçlerle birlikteyse birçok farklı dil birbiriyle karşılaşmış; bu durum anadilin korunması ve asimilasyona karşı koyma eğilimi başlamasına yol açmıştır.
Bu dönemi takip eden on yıllarda ise artan göç, tüm dünyada yaşanan kültürel değerlerde ve geleneklerde etnik farkındalığın artmış olması ve uluslararası örgütlerin etkinlikleri dil hakları ve politikalarını gündeme taşımıştır. Belçika, Kanada, İsviçre gibi bölgesel dillerin kullanılması için hakların tanındığı ülke örnekleri de dil hakları konusuna dikkat çekilmesini sağlamıştır (Kymlicka & Patten (ed), 2007; Fishman (ed.), 1999).
Bu temelden hareket eden dil hakları savunuculuğu faaliyetleri sonucunda dil hakları uluslararası belgelerde ve bazı ulusal koruma mekanizmalarıyla güvence altına alınmaya ve daha çok araştırılmaya başlanır olmuştur. Ancak birçok devlet tarafından temkinle yaklaşılan bir hak grubu olması sebebiyle dil haklarının uluslararası seviyede de gelişmesi zor olmaktadır; nitekim dil konusunda asgari standartların tam olarak neler olduğu halen belirli değildir.
Çukurova bölgesi Arap lehçesi özelinde iletişimsel fonksiyonunu büyük oranda kaybetmiş ancak belirli bir topluluk için kimliksel anlam içeren diller için ise dilin korunması ya da canlandırılmasını sağlayacak önlemlere yönelik, dil yuvalarının ve enstitülerin kurulması gibi, haklar tanınması gerekmektedir.
Sonuç olarak; tarihsel süreçte “hak” olarak iddia edilen taleplerin uyulması zorunlu hukuk kuralına dönüşmesi ise genellikle anayasal düzenlenme yoluyla meydana gelmiştir. Anayasalarla bahşedilen insan hakları, iç hukukta Anayasa, kanunlar ve kurumlar vasıtasıyla güvence altına alınırlar. İnsan haklarının diğer koruyucuları ise uluslararası güvence mekanizmaları ve hak öznesinin kendi hakkını korumasıdır (Kaboğlu, 1996).
Eylül, 2025
Adana
KAYNAKÇA
Aral, Berdal. (2010). Üçüncü Kuşak İnsan Hakları Olarak Kolektif Haklar. Ankara, Siyasal Kitabevi
Arzoz, Xabier. (2007). The Nature of Language Rights. European Centre for Minority Issues
Edwards, John. (2013). Language and Identity. Key Topics in Sociolinguistics. (4. printing). Cambridge, Cambridge University Press
Fishman, Joshua. (1999). Handbook of Language & Identity. New York, Oxford University Press
Gören, Zafer. (2000). Temel Hak Genel Teorisi. İzmir, Dokuz Eylül Üniversitesi
Görgün, Bengisu. (2017). Türkiye’de Dil Hakları:Çukurova Bölgesi Arapça Lehçesi Örneği. Yüksek Lisans Tezi. Çukurova Üniversitesi.
Kaboğlu, İbrahim Özden. (1989). Kolektif Özgürlükler. Diyarbakır, Dicle Üniversitesi Basımevi.
Kaboğlu, İbrahim Özden. (2005). Anayasa Hukuku Dersleri. İstanbul, Legal Yayıncılık
Kaboğlu, İbrahim Özden. (1996). Dayanışma Hakları. Ankara, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü İnsan Hakları Araştırma ve Derleme Merkezi
Kymlicka, Will & Patten, Alan. (ed.) (2003). Language Rights and Political Theory. New York, Oxford University Press
Maalouf, Amin. (2016). Ölümcül Kimlikler (41. Baskı). İstanbul, Yapı Kredi Yayınları
May, Stephen. (2012). Language and Minority Rights. Ethnicity, Nationalism and the Politics of Language. New York, Routledge
Skutnabb-Kngas, Tove. (2008). Human Rights and Language Policy in Education. Encyclopedia of Language and Education, Vol 1, 2. Ed. New York: Springer
Wright, Sue. (2016). Language Policy and Language Planning: From Nationalism to Globalisation. (2. Ed.), New York, Palgrave Macmillan
Uzpeder, Ebru. (2003). Avrupa Birliği Sürecinde Dil Hakları. İstanbul, Helsinki Yurttaşlar Derneği
* Görgün, Bengisu. (2017). Türkiye’de Dil Haklari:Çukurova Bölgesi Arapça Lehçesi Örneği. Yüksek Lisans Tezinden üretilmiştir.
(Ehlen Dergisi’nin 8-9. sayısında yayımlanmıştır, Eylül 2025, Yıl:3 Sayı:8-9)













